Ana içeriğe atla

MADRİD


Botanik parkını görmek için Atocha Tren İstasyonundayız. Dışından hayli heybetli görünen binanın içinde tropik bir park kurulmuş, öyle ki çeşitli bitki türlerine ek olarak çevreleyen havuzda mutlu mutlu yüzen su kaplumbağaları bile vardı.
Şehir turunda ilk durağımız Monumental del Toros arenası. Yerel rehber, fotoğraf çekmek için otobüsten inmeden evvel gruptakilere şu uyarıyı yaptı; “Çok dikkatli olsunlar. Şuan tüm Madridliler sayfiyeye gitti. Gördükleri ya turisttir ya hırsız!.. Tanımadıkları kimseyi yanlarına yaklaştırmasınlar”. Yankesicilik olaylarında Madrid Avrupa üçüncüsüymüş meğer!.. 

İspanya'nın resmi olarak merkezi kabul edilen nokta ‘Güneş Kapısı’, Puerto del Sol'deki belediye binasının önünde.

Tam karşısında, sanatçı Pascual de Mena tarafından yapılmış ağaca dayanmış bir ayı heykeli var. Bu heykel Madrid şehrinin amblemi. İspanya'nın bu sıfır noktasını referans kabul edip, buradan çeşitli yönlere açılan ana caddeler üzerinde yapılan kısa yürüyüşler şehri tanımak için ideal.
Calle d’Alcala 10 kilometreden fazla mesafesiyle Madrid’in en uzun caddesi. 
Palacio Real ‘Royal Palace’’ın çevresi trafiğe kapalı. 18.yüzyılda Bourbon'lar yönetimdeyken Fransız V.Philip Versailles’a benzeyen bir saray yaptırmaya karar vermiş. Mimar Filippo Juvara’nın 1738’de başladığı İtalyan mimar Giovanni Battista’nın 1764’de bitirdiği sarayın malzemeleri Guadarrama dağlarından gelen granit taşlar ve Colmenar’dan gelen kireç taşları ve İtalyan Barok tarzda. Dekorasyonu yıllarca sürmüş bu saray; Avrupa saraylarının en iyi korunmuş güzellikte olanlarından. İçinde patikaların ve çeşmelerin bulunduğu saray bahçesi XVI.yy.da yapılmış. Sarayın ön cephesinde yeralan Silahlar Meydanı’nda halen çeşitli devlet törenleri yapılmakta. Calle de Bailen'de, Puerto del Sol'den, Calle Mayor'u izleyerek cadde bitiminde güneye dönünce kraliyet sarayına ulaşmak mümkün.
Plaza de Espana; kent merkezinin en büyük ve güzel meydanı. Resmi binaların bir çoğu burada.
La Mancha bölgesinden getirilmiş zeytin ağaçları arasında 1920’li yıllarda sanatçı Coullaut Valera tarafından yapılmış Cervantes’in anıtı ve dünyaca ünlü romanı Don Quijote’ta yeralan yel değirmenlerine savaş açmış iki kahramanının bronz heykelleri bulunmakta. Cervantes 1616’da Madrid’de ölmüş.  
İspanya’da bütün kentlerde bir ‘Plaza Mayor’ yani büyük meydan var. Madrid’in büyük meydanı; kare bir avlu etrafında düzenlenmiş 136 binadan oluşan, 120x94 metrekare büyüklükte,1619 yılında krallığa prestij sağlayacak bir alışveriş merkezi olarak inşa edilmiş halâ çeşitli dükkan ve atölyelerin olduğu oldukça güzel bir ortam.Alan bugün de çeşitli yerel festivallerde ve Noel döneminde kullanılmakta. 
Tam ortasında Bolonya’lı Giovanni tarafından yapılmış Kral III. Philip'in at üzerindeki heykeli yeralıyor.
Madrid'e gelince Real Madrid'in Stadına gitmeden olmaz deyip stadyumun önünde soluğu alıyoruz.
Stadı gördükten sonra otobüsümüze binerek,Madrid'in 17.yüzyıldaki merkezine doğru ilerleyip Plaza de la Villa yani ‘Belediye Meydanı’na yakın indik. Tarihi bölgeler trafiğe kapalı o yüzden sadece yürünüyor
 17.yy dönemini yansıtan ‘Belediye Meydanı’ Madrid’in ortaçağa ait en güzel meydanı. Meydanın sağ tarafında 1640’da yapılmış barok tarzda Belediye Binası bulunmakta

TOLEDO:

Dünyanın en romantik şehirlerinden biri olarak anılan Toledo, sakin ve huzur doluydu. Katedralin olduğu bölge daha çok taş yollar, taş binalardan oluşuyordu. Şehri çevreleyen nehrin kenarları ise yemyeşil ve ağaçlarla süslüydü. Küçük bir şehir olmasına rağmen Musevi, Hıristiyan ve Müslüman etkilerinin baskın olduğu bölgeleri vardı. Şehirdeki en görkemli yapı olan Katedral de Toledo'yu ve kiliseyi gezip, Yahudi mahallesinde biraz dolaşıp, açık bulduğumuz mağazalarda alışveriş yaptık